Bu hafta sonu hayatımın en mutlu hafta sonlarından biriydi.. Nasıl olmasın ki, Beşiktaş'ım cumartesi günü 5 sezondur hasretle beklediğimiz şampiyonluğu kazanıp çifte kupa yaparken, pazar günü de mabedimizde, belki de son kez girdiğim Kapalı'da doyasıya kutladık bu mutluluğumuzu.. Haliyle buraya içimi dökmek de ancak bu geceye kalabildi.. (Ben de Vega'nın usulüyle kronolojik gitmek istiyorum)
Olağanüstü bir sezon geçirdik Beşiktaş olarak.. Bu olağanüstü bir futbol oynadığımız anlamında değil, gerçekten olağan gözükmeyen başarılar kazandık.. Lig tarihinde ilk devreyi 6. bitirip şampiyon olan başka bir takım var mı ya!

Bu bile inanılmaz bir şey.. Ayrıca ligin başlarında hoca değişimi olmasına rağmen şampiyonluğun kazanılması da nadir görülmüştür herhalde..
Daha ligin ilk maçı bile inanılmaz bir başlangıçtı, 77. dk'ya kadar 2-0 yenik götürdüğümüz Antalya maçını, deplasmanda 2-3 kazandık! Organize bir futboldan eser yoktu, ama inanılmaz bir inanç ve mücadele vardı ve sezon sonuna kadar bu özelliğini kaybetmedi takım.. Lakin Ertuğrul zamanında gerçekten kötü oynuyorduk.. Evet ilk 6 maçta 4 galibiyet 2 beraberlik vardı, ama 3-0 aldığımız 4.hafta Gaziantep maçı hariç iyi oynadığımız maç hatırlamıyorum, zaten ilk 6 hafta zorlu bir rakip de çıkmamıştı.. Haliyle Metalist denen taş gibi bir takım tüm foyamızı ortaya çıkardı, şimdi düşününce iyiki çıkarmış diyoruz tabii

Getirilmesi hata olan Ertuğrul Sağlam, takımda daha fazla tutulmayarak hatadan dönülmüş oldu.. Yine de lige iyi bir başlangıç yapmasıyla az da olsa onun da payı var şampiyonlukta, hak yemek yakışmaz bize..
Ertuğrul'un ilk geldiği dönemde adaylar arasında olan ve daha o dönem çok istediğim halde gelemeyen Mustafa Hoca nihayet kulübüne kavuştu.. Hiç unutmam, geldiği gün babama sordum ne olur sence, ne diyorsun bu işe gibisinden.. Neticede o daha iyi tanıyordu.. Bana dedi ki, "Mustafa Denizli Türk futboluna cesareti, korkusuzluğu getiren adamdır, hiç merak etme Beşiktaş'ı kendisine yakışan noktalara getirir bu adam"
Mustafa Hoca ile ilk maçımız Gençler maçıydı, hatta ben izleyememiştim, kız arkadaşıma sözüm vardı ve Ali Haydar'ın mekanında kebap yiyorduk

(Amma görgüsüzüm

) Ben arada tv'ye bakıyorum alt yazıdan skoru görmek için.. Maç başladı, biz de o sırada yemeğe başladık, yemek bitmeden döndüm başımı bir baktım altyazıya "Gençlerbirliği 0-3 Beşiktaş Dk.15 Nobre"

Bir ayağa kalkışım var "noluyor lan" diye, görseniz çok gülerdiniz

Şaka herhalde falan diyorum ama tv yani bu, şakası olur mu! Güzel başladı Mustafa hocamız, o hafta lider olduk..
Ertesi hafta Sivas İnönü'deydi, maçın başında yedik golü.. Hemen ardından Delgado'nun güzel golüyle beraberliği bulduk.. Maç boyunca uzun zamandır görmediğimiz şekilde baskılı ve bol pozisyon bulan bir Beşiktaş izledik, maç öyle 1-1 bitmesine rağmen çok mutlu olmuştum, tabii aynı zamanda en içime oturan birkaç maçtan biridir sezon içinde..
Sonra hiç beklemediğimiz bir Kayseri yenilgisi geldi.. Lig boyunca çok kötü oynadığımız ve hiçbir şey yapmadığımız 3 maçtan ilkiydi bu.. Kayseri de bir halt etmemişti ama son dk'larda defansımızın aptallığıyla ilk yenilgimizi tattırdılar, vardır bunda da bir hayır dedik devam ettik yola..
Ondan sonra İnönü'de 0-2'den 5-2'ye çevirdiğimiz bir Kocaeli maçı geldi, o maçtaki futbol bir çok kişiye umut tazeledi.. Üstüne kupa grup maçında deplasmanda Trabzon'u da yenince herkes havaya girdi..
Lakin sonraki hafta içime oturan maçlardan birini daha yaşadık, bursa deplasmanı.. Rakibin hemen hemen pozisyonu yoktu, biz ise Nobre'nin kaleciyi geçip boş kaleye atamadığı bir pozisyon dahil olmak üzere, bir sürü atağı heba ettik ve golsüz beraberliğe razı olduk.. M.Denizli de bu maçtan sonra diğer kayıpların aksine "hesapta olmayan iki puan kaybı" şeklinde açıklamada bulunmuştu..
Eskişehir'i ağırladık sonra.. Çok güzel futbol oynayıp, 2-0'lık net bir skorla aldığımız bir maç oldu, güzel bir İnönü gecesinde gene umutlar tazelendi..
Ama istikrar yoktu, bir iyi bir kötü tepetaklak gidiyorduk.. Büyük beklentilerimizin olduğu Kadıköy deplasmanından da 2-1'lik yenilgi ile ayrılmak zorunda kaldık.. Aslında sezon içinde Beşiktaş'ın en iyi başladığı maçlardan biridir, birçok maçta ilk yarı sahada yoktu Beşiktaş ama bu maçta ilk yarı sonlarında Cisse atılana kadar sahanın tek hakimiydi, maçın tamamını izleyen herkes görebilir bunu.. O kırmızı kart ve Guiza'nın kalecinin asistiyle attığı saçma sapan gol herşeyi altüst etti.. 10 kişi halimizle bile son ana kadar beraberliği kovaladık, hatta kılpayı bir ofsaytla gol bile attık ama yeterli olmadı malesef.. (Sürekli büyük maç kazanamadığımız vurgulanırken bu maç aklıma gelmiştir, nasıl içim yanmasın!

)
Bu maçın ardından takla atıp şarampole yuvarlanmanın eşiğine geldiğimiz maç gelmişti, evet Ankaraspor maçı.. İlk yarısı 1-1 biten ve kazanabilecekmişiz gibi göründüğümüz bir maçta 2. yarı çok etkisiz bir futbol ve yediğimiz 2 golle şok yaşadık.. Kayseri maçından sonra 2. defa bu kadar kötüydü takım.. Kapalı'dan Mustafa Hoca'ya ne bir ıslık, ne protesto yükseldi, sadece sitem vardı: "Söylesene bize hoca, takım niye oynamıyor?" (Daha dün 'o.çocuğu erman toroğlu' Beşiktaş taraftarının sezon içinde birkaç kez Denizli'yi protesto ettiği yalanıyla, bu şampiyonlukta taraftarın payının olmadığını ima ettiği için bunları da belirtme ihtiyacı duydum)
Bu şok maçından sonra vasat bir maç neticesinde a.gücü'nü 1-0'la geçtik ve devre arasına girmeden önce Sami Yen'de çoğunluğun "ya tamam ya devam" maçı olarak gördüğü G.Saray maçına geldi sıra..
Maça Gs hızlı başladı evsahibi olmanın normalliğiyle.. Ancak attıkları golde kalecinin elini üstüne koyduğu topa vuran Servet'in, kurallarla faul olarak belirlenmiş hareketini atlayan hakem ilk darbeyi vurdu.. (O anın fotoğrafını da koymuştum hatta buraya, bilen bilir) Çabuk toparlanıp Tello'nun harika asistiyle Delgado nefis bir gol attı.. Ama her zaman biz yakan defansımız çok gereksiz hareketlerine devam ediyordu ve Arda'ya tamamen aptalca yapılan faul sonucu penaltıdan golü yedik.. Sonra kayışı koparan olay gerçekleşti! Delgado tamamen gereksiz ilk sarı kartından sonra, kendisine yapılan bir faulde kart göstermeyen hakeme "aynısı biz yaptığımızda kart vermiştin" anlamında eliyle kart işareti yapınca hakem de bu fırsatı kaçırmadı! (Cüneyt Çakır'ın iyi bir hakem olduğu düşüncem bu maçla sona ermişti zaten) Avrupa maçlarını da izliyoruz, her eliyle kart işareti yapan kart yemiyor, ama ülkemizde herşeyin bokunun çıktığı gibi bu konu da öyle.. Neticede Kadıköy deplasmanı kadar iyi oynamadığımız, ama puan alabileceğimiz bir derbide, eksik kalmanın büyük etkisiyle kaybeden taraf olmuştuk.. Ve de birçoklarına göre artık bu iş bitmişti...
İlk bölümün sonu (

)
Devre arası kampını daha bir ilgiyle takip etmiştim, Denizli'nin takımla ilk kampıydı ve takımdaki atmosferi elimden geldiğinde gözlemlemeye çalışıyordum, herşeyin bitip bitmediğine buna göre karar verecektim kendi adıma.. Gözlemlerim olumluydu, oyuncular inançlı görünüyordu, 2. yarı başlamadan yapılan 2 kupa maçında da 2 galibiyeti alıp puan kaybı yapmadan gruptan çıkmış, moral kazanmıştık.. Yapılan ara transferler bayağı olay yaratmıştı, özellikle Yusuf'un transferine tepki büyüktü, bense Sergen ile Tümer gitti gideli "maç kazandıran oyuncu" eksiğini kapatacak bir transfer olmasından dolayı destek verenler arasındaydım.. (Şimdi Yusuf'la ve kendimle gurur duyuyorum
2. yarının ilk maçında Denizlispor ile oynayacaktık ve maç öncesi Mustafa Hoca ve takıma büyük destek verilip, taraftarın arkalarında olduğunu hissettirdik.. (Hiç destek vermediğimizi iddia eden "o.çocuğu erman toroğlu"na da ikinci kez kapak olsun)
2. devre biraz sönük maçlarla başladı aslında.. 1-0 kazanılan Denizlispor ve Antalyaspor maçlarında futbol beklentileri karşılanmamış, ama rakibe puan şansı da verilmemişti.. O maçların arasında kupa çeyrek finalinde yine Antalya ile eşleşip, 2 maçı da alarak yola devam ettik.. (Bir ara harbi Antalya manyağı olmuştuk

)
Ancak daha sonra gelen kritik Konyaspor deplasmanında sezon içinde 3. defa hiçbir halt edemeyen, doğru düzgün gol şansı bulamayan bir Beşiktaş izlemek büyük hayal kırıklığı yaratmıştı.. Golsüz biten maçtan sonra ben de ilk defa umutlarımı kaybeder gibi oldum..
Ardından gelen Trabzonspor maçı, oynanacak futbol bakımın büyük önem taşıyordu bu yüzden.. Beşiktaşımız bir kez daha sahadaki duruşuyla hayal kırıklığı yaratsaydı, bir daha toparlanmamız zor olurdu açıkçası.. Ama çok şükür öyle olmadı.. Trabzonspor gibi kazma bir takımdan beklenmeyecek tarzda güzel bir golle öne geçmelerine rağmen 90 dk sahanın tek hakimiydik, belki de sezon boyu bir rakibimizi 45 dk en çok boğduğumuz maç buydu, ama o lanet gol gelemiyordu bir türlü! Nihayet 75'te kurban olduğum Tello yine bir duran top ile nefis ortaladı, Bobo beklediğimizi yapıp güzel bir kafa golü attı.. Ondan sonra tam anlamıyla Kartallar gibi saldırdık, hele bir kaçan gol vardı ki kafayla, hala aklımdadır.. Ama olmayınca olmuyor hesabı, atamadık ikinciyi.. İyi futbol memnun etse de kaçan puanlar can sıkmaya devam ediyordu..
Sonraki hafta sırada Antep deplasmanı vardı, formda olan Antep'e karşı bu durumda olan Beşiktaş'a karşı birçokları avuçlarını ovuşturarak puan kaybımızı beklemekteydi (Özellikle krts, troy ve türevleri

) Ama Vega'nın dediği gibi belki de ligin en önemli dönüm noktalarından biri olan bu deplasmandan alnımızın akıyla çıktık.. 2. yarının başından itibaren gelen gollerle aldığımız 3-0'lık net galibiyet camiaya büyük moral aşıladı.. Özellikle bu haftalarda müthiş bir form grafiği yakalayan Nobre'nin bu şampiyonlukta payı gerçekten büyüktür..
Arada not olarak şunu da bir kez daha belirteyim ki; hep büyük maç kazanamadığı vurgulanan Beşiktaş, hemen hemen tüm büyüklerin puan kaybettiği şu takımları iki maçta da yenme başarısını gösterdi: Antalyaspor, Gaziantepspor, Hacettepe, Gençlerbirliği, Kocaelispor, Eskişehirspor, Ankaragücü ve Denizlispor! Nerdeyse ligin yarısı yani.. Bu tabloyu bakınca şampiyonluğun nasıl kazanılacağı çok iyi görülüyor, hatta ben de yeni farkediyorum..
Neyse devam edelim.. Sıradaki maç son yılların belalısı, en kritik maçlarda hevesimizi kursağımızdan bırakan, uyuz belediye takımlarından İstanbul Belediye ile İnönü'de yapacağımız maçtı.. Yine rakip savunmayı açmakta zorlandığımız, yine fizik gücümüzle son 20 dk rakibi boğduğumuz bir maç izledik, ama şanssızlık da bir yere kadar, Trabzon maçında yaşadığımızı bu kez yaşamadık.. Aslında nerdeyse gidiyordu maç, 80'de Tello'nun kafasıyla (evet kafasıyla

) 1-0 öne geçtikten sonra 85'te klasik bir yan top zaafıyla golü yiyince gözlerim kararmıştı her Beşiktaşlı gibi! Ama o anda bile maçı bırakmayan bir Beşiktaş vardı ve yanıtımızı hemen bir dk sonra bir başka duran top organizasyonuyla verdik.. Yine Tello'nun ortasıyla yaratılan karambol ve son dokunan Bobo olmuştu, aldığımız en kritik maçlardan biriydi..
Şöyle bir düşününce Tello'nun ofansif anlamda şampiyonlukta ne kadar büyük katkısı olduğunu görememek imkansız.. Söylendiği gibi gerçekten Ertuğrul aldırdıysa onu, Beşiktaş'a en büyük hizmetidir..
Bu maçın moraliyle çıktığımız kupa yarı final ilk maçında Ankaraspor deplasmanında ilk yarıda büyük darbe yediğimiz rakibe karşı bir hesap kapatma maçı niteliği bulunmaktaydı.. Delgado ve Holosko'nun uzaktan attığı birbirinden güzel gollerden sonra bir de Yusuf alıştığımız bol çalımlı güzel bir gol atıp ilk patlamasını bu maçta yaptı ve 3 gollü galibiyetle hem finali garantiye aldık, hem rakipten intikamı aldık, hem de Yusuf'u kazandık..
Artık taraftarlar arasındaki inanmayanlar da yaval yavaş inanmaya başlamıştı.. Kupa maçından sona gelen Hacettepe deplasmanında lig boyunca belki en iyi başladığımız maçlardan biriydi, 2 gol üstüste geldikten sonra farkı kaçırdık.. Maçın skoru 2-3'tü ama aslında fark atabileceğimiz başarılı maçlarımızdan biriydi..
Sıradaki maç Gençler maçıydı.. Rakip bu sezon sıçsa da her daim büyüklere bela olma potansiyeline sahip bir takımdı, ama ilk yarı gol bulamamamıza rağmen 2. yarı çok üstün oynayarak hem futbol hem de skor olarak ezip geçtik: 3-0 Özellikle son dklarda Holosko'nun attığı gol hazırlanış ve bitiriş olarak herkesi coşturmuştu.. "Üstün Alman Teknolojisi" Ernst de bu haftalarda gitgide yıldızlaşıyor, takımın en önemli ismi haline geliyordu..
Artık iyice şampiyonluk havasına girmiştik kulüp olarak.. Ve yarışta en büyük rakibimiz olarak gözüken Sivas deplasmanına gelmişti sıra.. Beklentiler gerçekleşmedi, ama sadece skor bakımından.. Doğal olarak herkes galibiyet bekliyordu, ama bu zor deplasman da hiç altta kalmayan bir futbol oynadık, yenik duruma düşmemize rağmen Tello yine çok şık gollerinden biriyle maçı çevirdi, sonlara doğru iki takım da kontrollü oynayınca eşitlik bozulmadı.. Ama iki Sivas maçında da iyi oynayıp kazanamayışımız üzmüştü beni doğrusu, o artist Bülent'in takımını bir kez yenmemizi isterdim, seneye artık

Son virajlara gelinmişti artık, rakip Kayseri'ydi.. Bu maçtan önce taa Ümraniye'deki tesislerden stada kadar oluşan konvoy ve semtten stada kadar takıma eşlik eden taraftar, o zamandan belli ediyordu aslında kimin şampiyonluğu en çok istediğini.. Zor maç oldu ama Serdar Özkan'ın en kayda değer işlerinden biri olarak hatırladığım, çok güzel hazırladığı gol fırsatında Kara Şimşek Yusuf affetmedi ve maçı kazandıran golü attı..
Kocaeli deplasmanıydı bu sefer önümüzdeki ve çoğunluk rahat bir galibiyet bekliyordu Hacettepe maçı gibi.. Ben de öyle düşünüyordum ama 2. dk yediğimiz gol herkesi kendine getirdi.. Sezonun en zor maçlarından biri oldu düşüncelerin aksine, en önemli dönemecimizdi belki de.. 72'de gelen beraberlik golünden sonra gene hayvan gibi saldırmaya başladık ve Trabzon maçının bir benzerinden korkuyordum.. Dua ediyordum, Allah'ım bu sefer adalet yerini bulsun diye.. Ve buldu, futbol adaletsizdir bu doğru, ama o kadar da değil

O kadar baskının hakedilmiş sonucu olarak Bobo'nun ayağından golü bulduk, bu gol de Bobo için formsuz geçen bir dönemden sonra iyi bir dönüş oldu.. Üstüne Yusuf ile bulduğumuz 3. gol de işin balı kaymağı oldu..
Ertesi hafta haftalar sonra liderlik fırsatı doğdu.. Sivas yanılmıyorsam Konya deplasmanında golsüz bitirince Bursa'ya karşı alınacak bir galibiyet liderliği getirecekti.. Ben de nihayet ilk defa İnönü'de bir maçına gidebilecektim Beşiktaşımın.. Ama ne zaman fırsat gelse teptiğimiz gibi yine aynı şey oldu! Gerçi bunda yine 10 kişi kalmanın etkisi büyüktü, ama Bursa'nın tamamen ballı olduğumuz bir pozisyonda üstüste 2 kez direkten dönen topları dışında 10 kişilik halimizle kalemize gelememesi (biraz da Ertuğrul korkaklığının etkisiyle) aksine bizim eksik durumumuzla galibiyeti kaçıran taraf olmamız hem üzüntü verici, hem teselli vericiydi.. Liderlik fırsatı bir kez kaçmıştı, klasik tabirle önümüzdeki haftalara bakacaktık..
Bu can sıkıcı maçın üzerine bir de angarya maç olarak baktığımız kupa yarı final rövanşında kendimizi kasmayıp Ankaraspor'a yenilerek finale çıkınca herkes Beşiktaş'ın pilinin bitmeye başladığını sandı.. Biz Beşiktaş taraftarı da öyle zannedip inançsız olsak zaten bu takım buraya gelemezdi, ama bizler Eskişehir maçında öyle olmadığını ispatlayacağımızı biliyorduk.. Nitekim yanılmadık

Yine üstün oynadığımız bir deplasman maçında, evsahibi baskısına rağmen bu sefer rakibe gol fırsatı da tanımadan 2 golle net bir skor aldık, Yusuf'un attırdığı 2. gol hala herkesin hafızalarındadır herhalde, bu sezonun en unutulmayacak asisti olarak hafızalara kazınacaktır
E bu maçtan sonra haliyle biraz g.tümüz kalkmıştı

Hele Sivas bu kez yenilerek bize bir kere daha liderlik fırsatı verince iyice coşmuştuk.. Hatta hatırlıyorum, o haftalarda iyice sürünme moduna giren Fener maçı için kesinlikle kazanacağımızı iddia etmiştim, bile bile büyük konuşmuştum her yerde.. Ama futbol adama lafını yedirtir işte, bunun bir örneğini de malesef biz o maçta yaşadık.. Eli ayağına dolaşan, hiç nedensiz yere stres manyağı olmuş bir Beşiktaş takımı ve karşısında en ufak bir stresi olmayan, ama nedense o maça kadar beceremediği pas trafiğini, uyumu bize karşı mükemmel sergileyen bir Fener.. Sonuç olarak da yenildik haliyle.. Bu maçtan sonra o kadar üzgündüm ki, şampiyonluk inancım bitmiş değildi ama çok koymuştu o mağlubiyet, böyle olacaksa olmasın aq demiştim.. Hevesim kalmamıştı yani, burdaki herkes de şahitti zaten.. Bunun acısı ancak kupa finalinde sağlam bir intikam almakla çıkabilirdi, hatta bu da yetmezdi, artık ligde liderliği almalıydık.. Hepsi de oldu
Sivas'tan sonra oynadığımız her liderlik fırsatı veren maçı kazanamamıştık, bu sefer ilk kez Sivas ile aynı anda oynayacaktık.. Sivas'ın pilinin bittiğinin göstergesi olan bir maç olan İBB maçından erkenden gelen 2 gol haberi bir anda heyecan yarattı bünyelerimizde

Artık oynamaktan baygınlık gelen, sağlam bir koysak da sussalar diye içimizden geçirdiğimiz Ankaraspor takımına karşı Holosko ile öne geçtiğimiz maçta tekrar beraberlik şansı verdik.. Sivas hala yenikti ve acil gol gerekti.. Ve kritik zamanların adamı Toraman ile bulduk o golü.. Ondan sonrası bizimdi zaten, 75.dk oldu mu Beşiktaş'ın gol zamanı gelmiş oluyordu çünkü bu sezon

2 tane daha çakıp uyuz gökçek'in takımına sağlam bir şekilde geçirmiş olduk ve daha önemlisi Mustafa Hocamızın 26.hafta kehaneti biraz geç de olsa gerçekleşti 31.haftada

Artık liderdi Beşiktaş!
Sırada kupa finali vardı.. Hem takım, hem taraftar olarak inanılmaz bir hırsla bekliyorduk bu maçı, yenildiğimiz maçtaki Beşiktaş'ın bir tesadüf olduğunu gösterecektik.. Bu sefer orda burda büyük konuşmadım, zaten g.tleri fena halde kalkmış olan Fenerliler bol keseden sallamasını izledim

Çünkü içim rahattı, nasılsa acısını çıkaracaktık.. Ama bu kadar feci olmasını biz bile beklemezdik doğrusu!

İstesek 5-6 atabileceğimiz bir maçta 4 golde bıraktık işi, hakemin yoğun çabaları sonucu farklı bir skor görüntüsü çıkmasa da, Beşiktaş'ın eze eze kazandığı bir final olarak tarihe geçti bu maç ve Fener'in kupa hayali "yarınlara kaldı"

Artık son viraja girmiştik, şampiyonluk için 3 galibiyet yetecekti.. Herkes a.gücü maçından korkuyordu, ben korkmuyordum ama en zor maçlardan olacağını düşünüyordum.. Benim düşündüğüm kadar olmasa da kolay geçmedi.. 2-1 önde bitirdiğimiz ilk yarıdan sonra 2. yarı başları çok zor geçti, bu arayı gol yemeden kapatarak virajı hasarsız atlattık, son 15 dk içinde de her zamanki tatlı niyetine 3. golü bulduk

Holosko'nun alışıldık biçimde 80 metre koşuyla başlattığı ataklardan birinde sezonun yıldızlarından Ekrem'in milimetrik ortasından Bobo usta işi bir kafa golüyle işi bitirdi..
Tarih tekerrür mü edecekti yoksa!

Gene karşımızda G.Saray vardı, gene kazanırsak şampiyonluğumuzu ilan etme olasılığı vardı.. Benim de sezon içinde gidebildiğimiz 2. ve son maç oldu bu maç.. (90 tl bayıldık şampiyonluk aşkına

Feda olsun o ayrı) İlk yarı karşılıklı pozisyonlarla başabaş geçti ve şansın da yardımıyla golü atan biz olduk.. O moralle yine rakibin yorulmasını ve son 20 dk işi bitirmeyi umuyorduk ama takımımızdaki bu sefer doğal karşıladığım aşırı stres işlerine ters gitmesine neden oldu.. Çok erken yediğimiz beraberlik golünden sonra 2.yi de yiyebilirdik, ama defansımız önceki dönemlerin aksine haftalardır olduğu ölümüne oynuyordu.. Sonra Yusuf tamamen kendi yarattığı, bana göre asıl "şampiyonluk golü" olan golü atınca nefes aldık.. Son anlar kabus olsa da kazanmıştık işte, bitmişti artık bu iş

Aslında o hafta şampiyonluğu ilan ettik ama matematiksel olarak olay devam ediyordu tabii..
Nihayet bu hafta "Şampiyon Beşiktaş" diye yumruğu masaya vurmanın zamanı gelmişti.. Kazanacağımızdan yüzde yüz emin olduğum maçta Denizli'ye karşı kontrollü ve tamamen 3 puana yönelik bir oyunla istediğimizi elde ettik.. Sezonun en önemli isimlerinden Holosko ve Toraman'ın golleri atması da ayrı güzeldi.. Sonlara doğru Üzülmez oyuna girerken Mustafa hocanın pazubandı zorla koluna taktığı anı görenler bu takımın neden şampiyon olduğunu anlamıştır sanıyorum..
Kimseye muhtaç olmadan, yolumuza taş koyan hakemleri de ezip geçerek, söke söke şampiyonluğu almanın gururu bambaşkaydı.. Bu maçla gelen şampiyonluğu da Beşiktaş İskele Meydanında kurulan dev ekranda, binlerce Beşiktaşlıyla beraber kutlama şansına sahip oldum, herşey muhteşemdi.. Çocuklarımıza anlatacağız inşallah bu günleri

Dün de bildiğiniz gibi İnönü'de kupa töreni vardı, belki de yıkılacak olan statta son kez Kapalı'nın havasını soluyabildik çok şükür.. Saatlerce bağırdık, eğlendik, makaranın kralını yaptık

Herşey çok güzeldi, 2 kupayı kaldıran Kartal'ımızı görmenin verdiği gurur herşeyden güzeldi.. Futbolcular tek tek geldikten sonra bu büyük başarının baş mimarı, Büyük Mustafa hocamız gelirken, futbolcuların da tamamen doğaçlama bir şekilde iki taraflı sıraya dizilerek onu karşılaması, hocanın da oyuncuların arasından geçişi, hepsi harika görüntülerdi.. Her şampiyonluğumuz gibi çok güzeldi herşey, artık iki kupa kanatlarımızın altında yeni sezonu bekliyoruz
Not: Tüm tebrikler için teşekkür ederiz, hala laf sokma çabası içindeki hazımsızlara da sodayı öneriyoruz