"Alıcınızın ayarıyla oynamayınız, bizzat en incesini yaparız.."

Kullanıcı:
Parola:

Hatırlasın mı?
Sadece Anasayfa üzerinden hızlı giriş yapılabilir.
Kayıt Ol Pano Kılavuzu



Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 62 ileti ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4, 5
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Re: Nihat Sırdar Yazıları
İletiTarih: 06 May 2009, 19:29 
Yaşa Mustafa Kemal Paşa!
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Oca 2008, 21:26
İleti: 2484
Konum: Ankara
Cinsiyet:
Şey oldu...

'Ege'de 12 mille ilgili savaş nedeni kararını artık kaldırmak gerekiyor.'

'Bu Anayasa Mahkemesi'ni Meclis'te yapacağım bir anayasa değişikliğiyle kaldırabilir miyim? Kaldırabilirim. Avrupa ülkelerinin hiçbirinde Anayasa Mahkemesi'ne benzer bir kurum yok. Tartışmaya açmıyorum, bir şikayetim yok. Bugün üye sayısını, görev sahasını değiştirebilirim. Yüce Divan yetkisini alabilirim. Her kanunun Anayasa Mahkemesi'
ne gitmesini engelleyebilirim. Her şeyi yapabilirim. Ben meclisim.'

'Danıştay'a yapılan saldırıda, türban kararına muhalefet eden üye de yaralanmıştır, dolayısıyla, olayın türban kararıyla ilgili olmayabilir.'

'Halkımız sivil, dindar ve demokrat cumhurbaşkanı özlemi içindedir.'

'Kes sesini terbiyesiz' (Manisa'da katıldığı bir toplantıda üzüm fiyatlarının düşüklüğünden yakınan bir vatandaşa).

'Meclis cuma günleri de tatil olsun.'

'Ölüm en büyük gerçek. Bunu başsavcı da görmeli, tüm siyasetçiler de görmeli' (Mehmet Gül'ün cenazesinde, kapatma davası açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nı kast ederek).

'Otur yerine! Söz vermeden konuşma!' (Manisa'da derdini anlatmaya çalışan kendinden yaşlı bir çiftçiye)

'Allah'a çok şükrediyorum ki Türkiye bunların zamanında bir savaşa falan girmemiş yoksa bunların savaşacak halleri yok. Askerlikten başka her şeyi yapmışlar.' (Kuvvet komutanlığı yapmış ve Ergenekon soruşturmasında tutuklanmış ama hala yargılanmamış paşalar için)

Tüm bu sözleri ve daha fazlasını söyleyen, 23 Nisan'da sırf inadına ve İmam Hatip propagandası yaptırmak için 21 yaşında kazık kadar adamı Meclis Başkanı koltuğuna oturtan, askerden nefret ettiğini her davranışı ve konuşmasıyla belli eden Bülent Arınç, artık Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı.

Bu nedenle de Milli Güvenlik Kurulu Üyesi...

Yani haklarında ileri geri konuştuğu eski kuvvet komutanlarının çalışma arkadaşlarıyla her ay aynı salonda oturacak ve yüz yüze bakacak.

Şimdi yukarıdaki konuşmalarına bir bakıyorum da...

Ne diyecek acaba mesela Milli Güvenlik Kurulu'nda kendisine şöyle bir soru sorulunca;

-Sayın Arınç. Eski komutanlarımız için iyi ki bunların zamanında savaşa girmemişiz demiştiniz. Sizce bizimle bir savaşa girilebilir mi? Fikrinizi bahşetseniz...

-Vallahi ne diyeyim. Şeyini şey ettiğiminin şeyi...





Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: Nihat Sırdar Yazıları
İletiTarih: 24 May 2009, 18:05 
Yaşa Mustafa Kemal Paşa!
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Oca 2008, 21:26
İleti: 2484
Konum: Ankara
Cinsiyet:
Orada bir köy var, artık yolu da var... 07 Mayıs 2009

Aşiretler, geri kalmışlık, cahillik, kabul edilemez vahşet, hiçbir törenin mazur gösteremeyeceği bir felaket...

Devlet büyüklerinin Mardin Bilge Köyü faciasından sonra söyledikleri bunlar.

Bilge Köyü Mardin'in Mazı Dağı İlçesi'ne bağlı.

Mazı Dağı'nın Mardin'e uzaklığı 47 kilometre...

İlçeden köyün uzaklığı 10-15 kilometre.

Yol var ama ne yol...

Gitsen gidemezsin, dönsen dönemezsin.

Değil arabanın gitmesi, insanın bile doğru düzgün yürümesi mümkün değil.

Aylardır, yıllardır bu yol böyle.

Derken Bilge Köyü'nde düğün katliamı oluyor.

İçişleri Bakanı, Tarım Bakanı ve Adalet Bakanı incelemelerde bulunmak için köye gidiyorlar.

O da ne?

Köylüler bir bakıyorlar bakanlardan saatler önce yıllardır görmedikleri iş makineleri gelmiş.

Dozerler, greyderler, mıcır taşıyan kamyonlar, asfalt düzeltme makineleri...

N'oluyor derken tam iki saatte yıllardır yapılmayan yol dümdüz oluyor.

Mardin'e 60 kilometre mesafedeki Bilge Köyü'ne yıllardır yol yapmayı akıl edemeyenler, bakanlar geliyor diye iki saatte yapıveriyorlar yolu.

Bakanlar geliyor diye...

Sen burnunun dibinde yaşayan adama daha yol götürmeyi becerememişsin.

Şimdi aşiretten, cehaletten bahsediyorsun.

Senin yol götürmediğin yerlerdeki çocuklara eğitim götürenlerin evlerini basıyorsun.

Sonra vahşet diyorsun.

Vahşet ve cehalet var gerçekten ama nerede acaba?

AKŞAM

-----------------------------------------------------------

Ayı... 11 Mayıs 2009

Emniyet şeridini hakkı olmadığı halde kullanan ayıdır... Bunu yılladır radyodan söylerim.

Diğer insanlar kendi yolunda efendi gibi dur kalk yaparak trafiğin açılmasını beklerken, tek akıllı oymuş gibi emniyet şeridinden gidenin insan olmasını beklemek yanlış olur çünkü.

Bu eleştirime bugüne kadar tek tepki hayvanseverlerden gelmiştir...

'Ayılar emniyet şeridinden gitmez. Lütfen bu sevimli hayvanları aşağılamayın' diye.

Geçenlerde bir tepki de RTÜK'ten geldi...

Yıllardır (16 yıldır) radyodan bas bas 'ayılara tepki gösterin' diye bağırdığım, rahmetli Barış Manço'nun 'Ayı' şarkısını emniyet şeridinden gidenlere çaldığım halde, RTÜK'ten tepki bu sene geldi.

Türkçe'yi bozuyormuşum...

Emniyet şeridinden gidene ayı diyerek...

Ne diyelim peki?

Lale?

Onu söyleyince de 'Kişilerin manev” şahsiyetlerine eleştiri sınırları ötesinde saldırıda bulunulmaması' ilkesine aykırı oluyorum.

Neden?

Lale dedim diye...

Çünkü 'ne lalesiymiş'.

Ne bileyim ne lalesi?

Hollandası var Çumrası var...

Şimdi ben bunları söyledim diye RTÜK'ten uyarı alıyorum...

Bir kez daha söylersem programım durduruluyor...

Bir kez daha söylersem 250 bin TL (eski parayla 250 milyar) para cezası...

Bir kez daha söylersem bir 250 daha...

Bir kez daha, radyodan şut...

Ben ayı dedim, lale dedim diye bunlar başıma gelirken bakın Aysun Kayacı ve Müjde Ar'a, Hüseyin Üzmez denen utanmaz adamı eleştirdiler diye 'Bunlar 'p...u' değil mi? Grup s e ks yapıp, ensest ilişkiye giren lolita takımından değiller sanki. Homoluğu, lezbiyenliği meşrulaştırmaya çalışanlar kendileri değil sanki' diyen Abdurrahman Dilipak mahkemede kendini nasıl savunuyor;

'Eleştiri hakkımı kullandım. Sanatçılar eleştiriye daha toleranslı olmalı'

İyi de birader...

Bu ayı ve lalelerin tolerans ayarını kim yapacak?

---------------------------------------------------------

Kaçak çay... 14 Mayıs 2009

3 gündür Van'dayım... İnanılmaz bir yapılaşma var burada. Doğu Anadolu'nun en çok göç alan kenti. Şehir merkezinde günün her saati resmen bir insan seli var.

Merkez nüfusu resmi rakamlara göre 300 bin.

Yetkililer 500 bini geçti diyorlar.

Çocuklar yollarda uçkun ve erik satıyorlar.

Abileri ise tezgahlarda kaçak sigara.

Artık kaçakçılık işi o kadar doğal karşılanıyor ki merkezdeki bir kafeteryanın ismi bile Kaçak Çay...

Sadece bizim bulunduğumuz süre içinde jandarma 20 kilogram eroin ele geçirdi.

Bir seferinde kaçak mazot taşıyan katırlardan arka arkaya 700 tane gördüğünü anlattı bir yetkili.

Burada eurodizel yok...

Katır dizel var.

Van'da fabrika yok, sanayi yok, doğru düzgün iş yok.

Ama arabalar son model.

Ev fiyatları İstanbul'la aynı neredeyse.

Nereden geliyor bu kadar zenginlik sorusunun yanıtı yukarıda.

Van'ın ekonomisinin neredeyse tamamı kaçakçılıkla dönüyor.

Peki bu kaçakçılık işinin arkasında kim var?

PKK...

Tüm varlığını özellikle uyuşturucu ticareti üzerine kurmuş bir örgüt artık PKK...

Özgürlükmüş falan hikaye.

Demokratikleşmeden önce devletin çok acil insanlara çalışarak para kazanacakları, istihdam sağlayacak yatırım yapması lazım.

Çünkü o zaman kaçakçılık işine yönelmez insanlar ve asıl o zaman PKK biter...

Yoksa siz 'Lice'de ölen askerler için üzgünüz' dedikten sonra Çukurca'da askerimizi şehit eden katillerin anlattıklarını daha çok yersiniz...

AKŞAM

-----------------------------------------------------------

Kapak... 18 Mayıs 2009

Bir iktidar düşünün ki tek amacı halkı korkutmak olsun...

Bir yönetim düşününki tek derdi 'hep benim istediğim olacak' olsun...

Önceki Cumhuriyet mitingleri için bir şey yapamadılar...

Tek ellerinden gelen mitinge katılanların sayısını az göstermekti. Hatta sırf mitinge katılan kalabalık tam anlaşılamasın diye uçuş yasağı koydular.

Helikopter çekim yapmasın, kalabalığın sayısı anlaşılamasın.


Şimdi bir düşünün...

Bu kadar küçük hesapları yapan bir iktidar, başka neler yapmaz?

Örneğin o mitingleri organize eden derneğin başkanını içeri aldılar...

Cumhuriyet mitinglerinde konuşan neredeyse kim varsa evi sabaha karşı basıldı.

Ölüm döşeğinde Türkan Saylan'ın bile evini sabaha karşı bastılar utanmadan, sıkılmadan...

Ve buna adalet dediler.

Peki bu adalet niye Almanya'da yaşayan Türklerin paralarını iç ettikleri mahkemeyle sabit adamların evini de sabaha karşı basmadı?

Delilleri saklayacakları veya yok edecekleri tabak gibi ortada olan adamlara niye baskın yapılmadı?

Bakın...

Deniz Feneri e.v.'den Türkiye'ye yollanan paralarla bir tekstil firmasından Prada marka kot almışlar...

İhtiyacı olanlara Prada dağıtmışlar...

Ne kadar düşünceliler...

Tıpkı Başbakan'ın Mercedes fabrikası açılışında söylediğine benzer bir davranış...

Ne demişti Başbakan?

'Belediye başkanlığımız döneminde İstanbul'un cenaze araçlarını Mercedes almıştık. Neden? Her İstanbullu hayatında en az bir kez Mercedes'e binsin diye.'

Tıpkı ona benziyor Deniz Feneri'nin yaptığı...

İhtiyacı olana Prada...

Pek nerede o tekstil firması şimdi?

Yerinde yeller esiyor.

Adalet oraya yetişene kadar arkadaşlar arazi...

Ama aynı adalet Cumhuriyet mitinglerini organize edenler ve katılanlara acayip süratli.

Tek amaç var...

Korkutmak.

Korktuk mu peki?

İzlediniz mi dün Tandoğan'ı Samanyolu Haber editörleri...

O kalabalık hem korkmadıkları için oradaydı hem de sizin için...

AKŞAM

------------------------------------------------------------------

Türkan Saylan size ne yaptı? 21 Mayıs 2009

Cüzzam hastalığıyla savaştı... Hastane kurdu, 21 yıl başhekimliğini yaptı .

Tedavisi yok sanılan hastalıktan insanları kurtardı.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ cenazesine geldi mi?

Hayır...

Çelenk var mıydı?

Yoktu...

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ni kurdu.

Binlerce çocuğun hayatını değiştirdi.

Evlerinden bile çıkamayan kızların eğitim almasını sağladı.

Okuma-yazma bilmeyen koca koca insanlara eğitim verdi.

Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu geldi mi cenazeye?

Hayır...

En azından bir çelenk yolladılar mı?

Yollamadılar...

İnsanların daha çağdaş, daha aydınlık bir ülkede yaşamaları için didindi durdu.

Bu uğurda kanser tedavisini geciktirdi ve kanserin tüm karaciğerini kaplamasına göz yumdu...

Bu ülkenin insanları için yaptıklarını, bu ülkenin insanlarının milli iradesinin temsil edildiği TBMM hatırladı mı?

Meclis Başkanı Köksal Toptan cenazeye geldi mi?

Çelenk yolladı mı?

Hiçbirini yapmadı.

Bu durumda insan merak ediyor.

Türkan Saylan size ne yaptı?

Bu kadar canınızı acıtan, bu kadar kin duymanızı sağlayacak ne oldu?

Hasta yatağında evini basmanıza sebep olacak kadar sizi kızdıran ne?

Cüzzam hastalarının iyileşmesi mi?

Kız çocuklarının eğitim alması mı?

Türkiye'nin çağdaşlaşması mı?

Hangisi batıyor size arkadaş?

AKŞAM



Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 62 ileti ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4, 5

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ DST ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Git:  
cron
who's online
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye
phpBB SEO


Valid XHTML 1.0 Transitional