"Alıcınızın ayarıyla oynamayınız, bizzat en incesini yaparız.."

Kullanıcı:
Parola:

Hatırlasın mı?
Sadece Anasayfa üzerinden hızlı giriş yapılabilir.
Kayıt Ol Pano Kılavuzu



Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 62 ileti ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Re: Nihat Sırdar Yazıları
İletiTarih: 09 Mar 2009, 18:26 
Yaşa Mustafa Kemal Paşa!
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Oca 2008, 21:26
İleti: 2484
Konum: Ankara
Cinsiyet:
Hamsi koydum panele...

Bu ara her yerden petrol fışkırıyor maşallah. Bu petrol kaynaklarının bulunuşunun hep seçim öncelerine gelmesi de ne büyük bir tesadüf...
Ama şans işte...
Nerede oy lazım, orada petrol.
Ama konumuz bu değil.
Diyelim ki gerçekten de Türkiye bir petrol veya doğalgaz denizinin üzerinde yaşıyor.
Önümüzdeki yıllarda da dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz kaynaklarından biri biz olacağız.
Kim bakacak peki bu işlere?
Enerji Bakanı...
Ne dedi peki Enerji Bakanı Hilmi Güler yılbaşından hemen önce doğalgaza yüzde 23 zam yapınca;
'Aslında biz Türkiye olarak müthiş bir enerji kaynağına sahibiz. Bu kaynak fındıktır. Herkes yeteri kadar fındık yerse kimse üşümez. Doğalgaza ihtiyaç kalmaz.'
Yenilenebilir enerji kayraklarının yanına böylece yenilebilir bir enerji kaynağını da eklemiş oldu hazret.
Şimdi bas bas bağırıyorlar...
'Devlet apartmanlardan elektrik satın alacak' diye.
Nasıl olacak peki bu...
Sen evinin üstüne güneş enerjisini elektriğe çeviren paneller kuracaksın...
Kendi ihtiyacının fazlası elektriği şebeke yoluyla devlete satacaksın.
Var mı dünyada örneği?
Var...
Avrupa yapıyor...
Peki bizde olur mu?
Olmaz...
Neden peki?
Onu anlamak için Enerji Bakanı'nın güneş panelleri ile ilgili bir deneyimini dinlememiz lazım kendi ağzından;
'Bu proje ilk geldiğinde güneş panellerinden birini alıp bakanlığın bahçesine kurduk. Ardından hamsi alarak üzerinde ızgara yaptık. Çok güzel kızartıyor. Panelin denemesini böyle yaptık. Güzel ızgara oluyormuş.'
Enerji Bakanı'nın alternatif enerji kaynaklarıyla ilgili çalışmaları bu yönde ilerliyor...
Fındık var mı?
Var...
Güneş paneli var mı?
Var...
Hamsi var mı?
Olmaz mı?
E ne duruyoruz o zaman?
Hemen şu panel işinin ihalesini yapsak ya?





Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: Nihat Sırdar Yazıları
İletiTarih: 13 Mar 2009, 14:25 
Yaşa Mustafa Kemal Paşa!
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Oca 2008, 21:26
İleti: 2484
Konum: Ankara
Cinsiyet:
Bozuk satıh

Bu aralar sürekli yollardayız...Üniversiteleri gezip gösteriler yapıyoruz.

Üniversitelerin ve gençliğin durumunu konuşuruz sonra bir ara...

Bugün benim asıl derdim yollar.
Ulaştırma Bakanı geçenlerde dedi ki duble yollarla ilgili;

'Aşık Veysel bugün yaşasa uzun ince duble bir yoldayım. Gidiyorum gündüz gece derdi.'

Valla Sayın Bakan kusura bakmasın ama o duble yollarda Aşık Veysel seyahat etseydi hiç tahmin etmediğimiz şeyler söylerdi.

Özellikle bu aralar İstanbul-Bilecik-Kütahya-Afyonkarahisar yolunu bir görmeniz lazım.

Daha yeni yapılan ve her fırsatta böbürlendikleri duble yolların hali içler acısı.

Sürekli çukur, hatta çukur demek haksızlık...

Bildiğin hendek...

İyi de bu duble yollar yapılalı ne kadar oldu?

Kim yaptı bu yolları?
Devlet bu kadar dandik yol yapan müteahhitlerden bunun hesabını soruyor mu?

Sormuyorsa neden sormuyor?
Neden mesela bu duble yolların ihaleleri parça parça bölünerek yapıldı?

İhale miktarını düşük tutarak ulusal basında duyurulmamasını sağlamak için olabilir mi acaba?

Bunun için mi acaba hayatı boyunca yol inşaatı yapmamış şirketler bu duble yolları yaptılar?

İşte o çukurdan öbürüne düşerken insanın aklından hep bu sorular geçiyor.

Ama asıl ne yapmak istiyorum bu ara biliyor musunuz?

Bu Afyon-Kütahya yolunu yapan müteahhidi alıp amortisörleri bozuk bir arabaya koyup sabah 8'den akşam 8'e kadar o yolda getirip götürmek...
Neyse ki Karayolları önlem almış bu bozuk yollarda...

'Bozuk satıh' tabelalarını her yere koymuşlar sağolsunlar.

AKŞAM


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: Nihat Sırdar Yazıları
İletiTarih: 16 Mar 2009, 15:34 
Yaşa Mustafa Kemal Paşa!
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Oca 2008, 21:26
İleti: 2484
Konum: Ankara
Cinsiyet:
Muhalif Nasrettin Hoca…
Şimdi bir bakalım…

Emin Çölaşan susturuldu mu?

Evet…

Kanaltürk vergi cezaları marifetiyle sattırıldı mı?

Evet…

Siyasi mizah yapan dergilere birbiri ardına davalar açıldı mı?

Karikatüristler ellerine kalemlerini alırken uzun uzun düşünmek zorunda kalıyorlar mı?

Evet…

ART’ye baskın yapılıp sahibi içeri alındı mı?

Evet…

Nihat Genç susturuldu mu?

Evet…

Bekir Coşkun bizzat Başbakan tarafından her fırsatta hedef gösterildi mi?

Evet…

Sırf Yılmaz Özdil başında diye her fırsatta Star Haber’e ceza kesilmeye çalışıldı mı?

Evet…

Ümit Zileli radyodan uzaklaştırıldı mı?

Evet…

Tuncay Özkan içeri alındı mı?

Evet…

Artık iş “Bir şey sormak istiyorum sayın bakanım” diyen vatandaşa bakanın “Artistlik yapma” sına kadar vardı mı?

Evet…

Peki bu duruma göre bir Nasrettin Hoca fıkrası var mı?

Varsa eğer mutlaka bekliyoruz Sayın Başbakan’dan…


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: Nihat Sırdar Yazıları
İletiTarih: 16 Mar 2009, 15:35 
Yaşa Mustafa Kemal Paşa!
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Oca 2008, 21:26
İleti: 2484
Konum: Ankara
Cinsiyet:
Valla yine herşeyi söylemiş Nihat Sırdar, benim bunun üzerine yorum yapmam doğru olmaz.. :)


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: Nihat Sırdar Yazıları
İletiTarih: 25 Mar 2009, 23:41 
Yaşa Mustafa Kemal Paşa!
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Oca 2008, 21:26
İleti: 2484
Konum: Ankara
Cinsiyet:
Başka işin mi yok Kılıçdaroğlu?

Geçen seçimlerden önce yüzlerce çözüm tabelası vardı İstanbul'un her yerinde...

Hepsinin adı sanı vardı da bir tek 100 numaralı çözümü bulamamıştık tabelalarda...

Hepsi bitince anladık ama 100 numarayı...

Trilyonlar harcanan kavşaklar çözüm yerine daha fazla trafik yarattı...

Hatalı yaptıklarını bittikten sonra görüp düzeltmeye çalıştılar.

Bu arada bu yolları kim yaptı, ihaleleri kim aldı biliyorsunuz herhalde...

O zaman acaba bu ihalelerde devlet zarar etti mi diye düşündük?

Sonra küçücük bir kız kanalizasyon çukuruna düştü...

Cesedini kilometrelerce ötede bulabildiler...

Ne inşaatı bu, ne oluyor derken o inşaatın ihalesini alan firmanın daha önce hiç altyapı işi yapmadığı ortaya çıktı.

Üstelik belediyeden 5 liraya aldığı işi taşerona 3 liraya yaptırdığı da...

Yani istese belediye bu işi 3 lirayada yaptırabilirmiş.

Peki aradaki 2 lira ne oldu?

Yandı bitti kül oldu...

Şimdi Kılıçdaroğlu İstanbul Belediyesi'nin kamuyu 1 milyar TL, eski parayla

1 katrilyon lira zarara uğrattığını ortaya çıkardı...

Adam kafadan uydurmuyor...

Sayıştay raporları var...

Ondan önce Atatürk Havalimanı'ndaki mücevher mağazasını ortaya çıkarmıştı...

Hani şu Başbakan'ın oğlunun ve
gelininin ortak olduğu...

Hani pırlantanın KDV'sinin sıfırlanmasından hemen sonra açılan mağaza...

Hani Başbakan'ın oğlunun düğününde takılan takıları ben bozdurdum diye mahkemeye fatura veren Cihan Kamer'le ortak açtıkları mağazayı...

Ondan önce Melih Gökçek'in sayaç vurgununu açıkladı...

Hem de bizzat Gökçek'in yüzüne televizyonda...

Şimdi Melih Gökçek o iddiaları unutmuş, Uğur Dündar'ı alenen tehdit ediyor...

Savcılar duyuyor mu peki bu tehditleri?

Sanmam...

Sonra Rumelihisarı'ndaki kaçak inşaat çıktı ortaya...

Kılıçdaroğlu o arazide Topbaş Ailesi'nin hisseleri olduğunu ortaya çıkardı...

Millet bir çivi bile çakamazken, Başkan Bey'in nasıl haldır haldır inşaatı Boğaz'ın göbeğinde yaptığını gördük hep beraber.

En son Kepenek olayını çıkardı ortaya Kılıçdaroğlu...

Belediyenin şirketi İsfalt'ın bu adamın şirketinden 'danışmanlık' almak için milyon euroları nasıl akıttığını okuyoruz çarşaf çarşaf her gün...

Kadir Topbaş'tan ses yok...

Onun yerine sağolsun Başbakan konuşuyor...

Yani demem o ki...

Şu Kemal Kılıçdaroğlu olmasa, ne güzel yönetilir bu memleket...

AKŞAM


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: Nihat Sırdar Yazıları
İletiTarih: 31 Mar 2009, 22:17 
Yaşa Mustafa Kemal Paşa!
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Oca 2008, 21:26
İleti: 2484
Konum: Ankara
Cinsiyet:
Hep yazılarını ekleyecek değilim ya birde röportaj'ını ekleyelim...

“Böyle baskı görmedim!”


En çok dinlenen radyoculardan biri olan ve 16 yıldır radyo dünyasında çalışan Nihat Sırdar, Alem FM’deki programında ‘kimse konuşamaz’ denilen konularda bile rahatlıkla fikrini söylüyor. Sırdar, uzun yıllar aynı saatte yayınlanan programıyla, ülke gündemindeki olayları ,siyasi mizahla süsleyerek dinleyicilerin sabah mahmurluğunu yok ediyor.
Akşam vakitlerinde ise Türkiye radyolarında tek hayvan dostu program olan “Nihat’la Sivrisinek”de Sırdar’a kendisine eşlik eden meçhul hayvan Sivrisinek’le birlikte eve dönüş yolculuklarında trafik keşmekeşinde bunalanların yüzünü güldürüyor. RTÜK’ten en çok uyarı alan radyocu unvanını ‘gururlanarak’ göğsünde taşıyan Nihat Sırdar, mahkemelere, cezalara pek alışık... Sırdar, birçok politikacı dava açmasına rağmen “Bugüne kadar bir mahkûmiyetim olmadı” diyor.
O, cesaretini kuşanarak yılmıyor ve her sabah “Ne olacak bu ülkenin hali?” diye radyodan bas bas bağırıyor. Muhalif radyocu Nihat Sırdar’la seçim arefesinde söyleştik ve gizemli radyocu Sivrisinek’i de hayranlarına ipucu olarak sol profilden fotoğrafladık!
Nihat’la Curcuna 07.00 - 09.00 saatleri arasında “Nihat Sırdar’la Sivrisinek” ise 17.00 -20.00 saatleri Alem FM’de dinleyicileriyle buluşuyor.


‘RTÜK’TEN EN ÇOK UYARI ALAN RADYOCU’ UNVANINA SAHİP ALEM FM’İN PROGRAMCISI NİHAT SIRDAR, “ GÖRMEDİĞİM SİYASİ BASKIYI GÖRÜYORUM, NE SÖYLESEM UYARI GELİYOR” DEDİ.



Programınıza sürekli uyarı geliyor, bu konu canınızı sıkıyor mu?
Şu dönemde inanılmaz bir baskı var, öyle böyle değil! Görmediğim siyasi baskıyı görüyorum. Yüksek Seçim Kurulu, hangi partiyi, hangi televizyon programını uyarmış? Bana bol bol uyarı geliyor! Yasalarımızda ‘bana göre’ diye bir şey var.
Sadece sizin programınıza yönelik uyarılar mı yapılıyor?
Alem FM’e yönelik ciddi bir baskı var. RTÜK’ün dosyalarında, Alem FM kadar dosyası olan radyo yoktur. Ne söylesem, hepsinden uyarı geliyor.
“Cesaretim var ama engelim çok”
Uyarılar cesaretinizi etkiliyor mu?
Cesaretim var ama engelim çok. Özgürlükler kısıtlanıyor. Türkiye’de muhalefet yapmak Mehmet Ali Erbil’e kaldıysa, durum çok kötü demektir. Sonra “Siyasi hiciv yapılmıyor” deniyor. Peki, ben ne yapıyorum? Kaç dava gördüğümü, kaç uyarı aldığımı ben bile bilmiyorum.
Cesaretin arkası da yoklanıyordur...
Arkanda “Kim var?” deniyor. Kim olabilir ki? Arkamda kimse yok.
Birçok siyasi isim de size dava açtı...
Siyasilerin kazandığı hiçbir dava yok. Bugüne kadar bir mahkûmiyetim olmadı. Kadir Topbaş, Muammer Güler ve Celalettin Cerrah hepsi dava açtı. Bence bu RTÜK yasası çok kötü bir yasa. Acil değiştirilmeli, her şeyin ucu açık!
Tedirginlik hissediyor musunuz?
Hiçbir iktidar döneminde böyle baskı görmedim. İnsanlar karikatür çizerken bile düşünüyor. Radyolarda benim gibi eleştiren, savunduklarının peşinden bu şekilde giden yoktur. Mutlaka arada bir yalakalık yapılır. Seçim yasakları bitsin de rahatlayayım. Medya üzerinde böyle bir güç, siyasi baskı aracı olmamalı.
O zaman sizi siyaset meydanlarında görelim, ne dersiniz?
Seçimin ardından Müstehak Partisi kuracağım! Türk halkına öyle bir şey lazım.
Peki siz eleştiriye açık mısınız?
Benim eleştirdiğim de beni eleştirsin. Her Metrobüs’le ilgili konuştuğumda RTÜK uyarı gönderirse, bu ciddi bir baskı unsuru. Zaten medyanın geneli sindirildi!
Daha önceki dönemler nasıldı?
Sadece figürler ve mizah malzemeleri değişiyor. Ben Eceviti de eleştiriyordum. Anlıyorum ki, bugüne kadar göreve gelen başbakanlara çok haksızlık etmişim.
“Eylemle benzin fiyatını düşürdük”
Birçok eyleme imza attığınızı da biliyoruz, bu aralar pek sakinsiniz...
Bu aralar yok. Benzin için eylemler yaptık, işe yaradı ve fiyatı düşürdük.
Dinleyicilerin desteği ne yönde?
“Hislerimize tercüman oldun” da diyorlar, küfür de ediyorlar. Sustura-caklarsa susturulana kadar devam. Yani inşallah susturmazlar da bir şeyler değişir!
Sivrisinek’le beraber yaptığınız programda eğlence unsuru daha fazla...
12 senedir birlikte program yapıyoruz. Sivrisinek’le olan eğlenceli, bambaşka bir program. Durum komedisi gibi. Biz de çok eğleniyoruz, dinleyiciler de...
“Sivrisinek çok merak ediliyor!”
Sivrisinek hâlâ gizemini koruyor...
Dinleyiciler onu bir sinek olarak kabul etti ve bazıları “Lütfen görmeyelim” diyor. Hâlâ bir merak var ve onu sinek gibi hayal ediyorlar.
Televizyon programı da yaptınız, ama “radyoculuk benim mesleğim” diyorsunuz? Nedir sizi radyoya bağlayan?
Her şeyi yaptım ama radyoculuk çok özel ve başka bir şey.
Televizyonla ilgili bir projem yok, zaten yapacağım programa hiçbir televizyon müsade etmez.
Bütün Kazlar Toplandık isimli stand up gösterim var, Kavuklu ve Pişekâr gibi Sivrisinek’le yapıyoruz. Öğrencilerle memleket meselelerini konuşuyoruz.
Hiç taklitlerinize denk geldiniz mi?
Anadolu’da taklit ediliyorum. Mesela Mahmut’la Uğur Böceği gibi!
İŞTE ‘SİVRİSİNEK!’



------------------------------------------------------------------------------------------

Doyurucu ve güzel bir röportaj olmuş, adam herşeyi yine açıklamış ama kime ve neye açıklıyor ki! Ayrıca bunca senedir dinlerim ve takip ederim ama sivri'yi ilk defa arkadanda olsa görme şerefine nail oldum.. :) Birde dipnot olarak yazim, kendisi çok önemli bir holding'in ceo'su ya da en üst kademe yöneticilerinden biri diyede rivayet dolaşıyor ortada... :)


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: Nihat Sırdar Yazıları
İletiTarih: 06 Nis 2009, 15:19 
Yaşa Mustafa Kemal Paşa!
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Oca 2008, 21:26
İleti: 2484
Konum: Ankara
Cinsiyet:
Bekle AB biz geliyoruz... 02 Nisan 2009

İngiltere'nin eski başbakanı Tony Blair bir ara bir yaz tatili yaptı ailesiyle. Sonra o tatilin masraflarını bir turizmci arkadaşının karşıladığı anlaşıldı.

Ülke ayağa kalktı...

Gazeteler koca İngiltere Başbakanı'nı yerden yere vurdu.

Blair'in popülaritesine en büyük zarar veren olaylardan biri de buydu...

Sadece Bush'un fino köpeğine benzetilmesi değil...

Sonra aynı şeyi Sarkozy yaptı...

Turizm yatırımları yapan bir işadamının otelinde tatil yaptı diye Fransa'da kıyamet koptu...

Devletin parasını har vurup harman savurduğu için eleştiriler yapıldı.

Hani biz de AB'ye girmeye çalışıyoruz ya...

Bu iki ülkede AB üyesi ya...

Peki bizde ne oluyor diye şöyle bir bakalım.

Başbakan yakın dostu Fettah Tamince'nin otelinde sektirmeden tatil yapıyor her yıl...

En lüks olanında ve en pahalı villasında.

Para kimin cebinden çıkıyor peki?
Bilmiyoruz...

Başbakanlık konuyla ilgili bir açıklama yapmıyor.

Ama Başbakan hep Fettah Bey'in otellerinde konaklıyor.

Hatta geçen bayramda 'Bayram tatil demek değildir. Bunlar tatilleri de yozlaştırdılar' dedikten sonra bile yine Rixos'ta soluğu alıyor tatil için.

Cumhurbaşkanı Gül yine Fettah Tamince'nin yatında tatil yapıyor.

Parayı kim verdi?

Bilinmiyor...

Soruyoruz...

Hemen hakkımızda tahkikat yaptırılmaya başlanıyor.

Peki tüm bu tatiller için Fettah Tamince ne diyor?

Bir şey demiyor...

Kendisi en son Antalya'daki Sungate Oteli'ni satın almış...

Hızla büyümeye devam ediyor.

Gazeteciler soruyorlar 'Başbakan'ın adamı olduğunuz söyleniyor. Ne diyorsunuz?' diye...

Cevap veriyor;

'Başbakan Erdoğan'ın adamı mıyım? Evet adamıyım'

Ayrıca Fethullah Gülen'in idolü olduğunu söylüyor.

Hani AB'ye girmeye çalışıyoruz ya harıl harıl...

Demek ki AB ülkelerinde iş yapan turizmcilerin bizden öğreneceği çok şey var...

Baksanıza Blair ve Sarkozy'nin yatında, otelinde tatil yaptığı adamlardan tek bir ses yok...

Orada Blair ve Sarkozy kamuoyuna açıklama yapıyor.

Bizde ise tam tersi...

Cumhurbaşkanı ve Başbakan'dan ses yok, turizmci açıklama yapıyor...

Bu Avrupalılar hakikaten işi bilmiyor birader.


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: Nihat Sırdar Yazıları
İletiTarih: 06 Nis 2009, 15:20 
Yaşa Mustafa Kemal Paşa!
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Oca 2008, 21:26
İleti: 2484
Konum: Ankara
Cinsiyet:
İmam Mercedes'e binerse cemaat ne yapsın? 06 Nisan 2009

Tarihinin en büyük ekonomik krizini yaşıyor memleket.

Her gün ortalama 300 kişi işsiz kalıyor resmi rakamlara göre...

Bu demek oluyor ki çarp ikiyle...

Her gün 600 kişi.

Çünkü resmi rakamları hazırlayan Türkiye İstatistik Kurumu.

Hani şu açlık sınırının haricinde 'acından ölme sınırı' diye bir şey icat edip bunu utanmadan açıklayan kurum.

Peki nedir işsizliğin çözümü?

İstihdam sağlayacaksın. Yeni üretim alanları yaratacaksın...

Yaratacaksın ki insanlar oralarda çalışsın.

Mesela dünyanın en büyük en modern otobüs fabrikaları bizim ülkemizde değil mi?

Evet...

Mercedes'in Hoşdere fabrikası ödüller almış en iyi otobüs fabrikası, dalında.

Peki kendi sınırları içinde böyle bir fabrika varken, bu fabrikada binlerce Türk çalışırken, nereden alıyor otobüslerini İstanbul Büyükşehir Belediyesi?

Almanya ve Hollanda'dan...

Hollanda'dan aldıkları zaten patlak çıktı onları biliyoruz...

Metrobüs adı verilen bu Hollanda yapımı araçlar İstanbul koşullarında denenmeden alındıkları için rampalarda kalıyor, habire arıza yapıyorlar.

Ama hazretler denemeden anlaşma yapıp tanesini 1 milyon 200 bin eurodan 50 tane aracı şak diye aldıklarından, bizimkiler kuzu kuzu yatıyor İETT garajlarında.

Rampa çıkmaya uygun hale getirilmeyi bekliyorlar...

Bu arada Hollanda'da İETT'nin bu ballı siparişlerini kim üretiyor?

Hollandalı işçiler...

Hadi bunları geçtik...

Metrobüs olarak kullanılan ve Mercedes'ten alınan yeni otobüsler nerede üretiliyor peki biliyor musunuz?

Almanya'da...

Her otobüs firmasının tüm şartları kabul edebilecekleri sayıda alım yapan İstanbul Büyükşehir Belediyesi niye bu otobüslerin Türkiye'de, Hoşdere'de üretilmesini şart koşmamış peki?

Neden Almanya'daki Mercedes fabrikasında çalışan işçiler harıl harıl İETT'ye otobüs üretiyorlar da bizim işçiler işlerinden oluyorlar?

Bu alımları yapan adamların kafası istihdam konusunda bu kadar mı çalışmıyor?

Hiç mi akıllarına milyonlarca euro harcarken bu paranın en azından bir kısmını Türkiye'de tutmak gelmiyor?

Ama aslında yaptıkları normal...

Her konuşmasında Türk otomotiv sanayinden gururla bahseden Sanayi Bakanı bile Alman üretimi makam arabasına bindikten sonra, 'Teşekkürler İstanbul! Yine birlikteyiz Kadir Topbaş' bile kendine 325 bin TL'ye Audi makam aracı aldıktan sonra, İETT'deki eski imam arkadaşların ne yapmasını bekliyordunuz ki?


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: Nihat Sırdar Yazıları
İletiTarih: 10 Nis 2009, 19:17 
Yaşa Mustafa Kemal Paşa!
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Oca 2008, 21:26
İleti: 2484
Konum: Ankara
Cinsiyet:
Kazan kazan, kepçe kepçe...

'Konuşmamı çok dikkatle hazırladım. Yaptığım konuşmada taşı gediğine koydum. 2006 karikatür krizi sırasında hangi açıklamaları yaptıysam aynı doğrultuda bir konuşma yaptım. Konuşmamı beğenenler daha çok oldu. Anladım ki, Türkiye'de insanlar ve Müslüman dünyası söylediklerimi benim ağzımdan duymak istedi. Söylediklerimi değişik şekillerde anlamak mümkün. Aşağı yukarı söylediğim şekilde anlaşıldı. Bu nedenle Türkiye'de çok olumlu karşılandı ve ben aynı zamanda daha önce söylediklerimin arkasında durmuş oldum. Şunu saklamıyorum. NATO Genel Sekreteri olmayı isteyen biri olarak sorunu diplomatik bir şekilde çözdüm...'

Kim söyledi yukarıdaki cümleleri biliyor musunuz?

Eski Danimarka Başbakanı ve bizim sayemizde yeni NATO Genel Sekreteri Rasmussen...

Ne zaman söyledi peki?

Türkiye'den döner dönmez Danimarka'da.

Hani arkadaşlar uzun uzun konuşuyorlar ya televizyonlarda 'Türkiye'nin diplomatik başarısını'...

İşte Türkiye'nin diplomatik başarısı yukarıdaki konuşmadır.

Elimizde ne var bu muhteşem 'kazan kazan' yöntemi sayesinde?

Roj TV kapatıldı mı?

Hayır.

Kapatılacak mı peki?

Danimarka Başsavcısı diyor ki 'Burası hukuk devleti. Başbakan öyle bir söz veremez.'

İstanbul'a gelince İslam dünyasından özür dileyecekti...

Ne oldu?

Hiç...

Ama asıl güzeli ne biliyor musunuz?

Rasmussen Başbakan Tayyip Erdoğan için şöyle konuşmuş Danimarka'ya dönünce;

'Erdoğan ile aramızdaki tüm sorunlar ortadan kalktı. Şimdi geçmişi unutup, ileriye bakma kararı aldık. Yaptığımız görüşmeden sonra aramızda hiçbir anlaşmazlık ve sorun kalmadı.'

Hakikaten kaldı mı sorun?

Kalmadı...

Çiçek gibi ortalık çiçek...

AKŞAM


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: Nihat Sırdar Yazıları
İletiTarih: 17 Nis 2009, 18:56 
Yaşa Mustafa Kemal Paşa!
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Oca 2008, 21:26
İleti: 2484
Konum: Ankara
Cinsiyet:
Rasmussen'in derdi, bizi niye gersin?

Danimarka'nın iki ünlü

Rasmussen'i var.

Biri eski başbakan olanı. Hani bizim oyumuzla Nato Genel Sekreteri olup da bize verdiği tüm sözlerin üstüne yatan...

'Diplomatik zaferimizin' mimarı olan.

Diğeri de onun yerine Başbakan olan Rasmussen.

Eski olanı Türkiye'deki Medeniyetler İttifakı'na katılmak için Danimarka'dan askeri bir uçakla İstanbul'a geliyor.

Uçakta yanında Danimarka Eğitim

Bakanı da var.

İşleri bitiyor dönüyorlar

Danimarka'ya.

Danimarka Hava Kuvvetleri askeri uçağın faturasını başbakanlığa yolluyor.

Yeni Başbakan Rasmussen diyor ki 'Bu geziye giderken eski Rasmussen başbakan değildi. O nedenle bu gezinin bizimle ilgisi yok. Biz ödemeyiz.'

Hava Kuvvetleri bir araştırma yapıyor ve uçakta Danimarka Eğitim Bakanı'nın da olduğunu tespit ediyor.

Fatura anında Eğitim Bakanlığı'na yollanıyor.

Danimarka Eğitim Bakanı itiraz ediyor;

'Ben Türkiye'ye tarifeli uçakla gidiyordum. Bizim eski Başbakan Rasmussen bana uçakta yer olduğunu söyledi ve davet etti. Ben de bunun üzerine bindim uçağa.
Ben ödemem.'

Anlayacağınız uçağın faturası ortada kalıyor. Danimarka birbirine giriyor kim ödeyecek bu parayı diye.

Bitti mi?

Bitmedi...

Eski Başbakan Rasmussen'in bir yardımcısı vardı.

Aynı zamanda Danimarka Ekonomi Bakanı bir hanımefendi.

Adı Lene Espersen.

Nasıl olsa Türkiye Nato Genel Sekreteri seçmez Rasmussen'i diye Portekiz'e tatile gitmiş kadıncağız.

Düşünün...

Türkiye'nin Rasmussen'in NATO Genel Sekreterliği'ni onaylacağını kendi yardımcısı bile düşünmüyor ve tatile çıkıyor.

Böyle büyük bir dış politika başarısı işte bizimkisi...

Neyse...

Dönelim biz Bayan Espersen'e.

Türkiye beklenmedik bir şekilde Rasmussen'i NATO'ya uygun görünce, Danimarka'da hükümet krizi çıkıyor.

Ekonomi Bakanı acil Danimarka'ya çağırılıyor.

Fakat kadın uçak bulamıyor.

Bunun üzerine 24 bin euroya özel bir uçak tutuluyor ve Ekonomi Bakanı Danimarka'ya dönüyor.

Ardından ortalık karışıyor.

Danimarka basını ve muhalefet ayağa kalkıyor.

'Sen nasıl olur da tatilden bizim paralarımızla uçak tutarak dönersin. Bu zamanda böyle müsriflik olur mu' diyorlar.

Dün bizim gazetelerde
haberler var.

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın yeni uçağı Türkiye'ye gelmiş.

60 milyon dolar ödemişiz.

IMF'den yardım alabilmek için kırk takla attığımız şu günlerde 60 milyon dolara yeni uçak.

Peki bizim güzide Türk basınından ses var mı?

Yok...

Bu uçak Türkiye'ye gelirken bizim Başbakan nerede peki?

Antakya'da tatilde...

Geceliği 1500 euro olan odada kalmış.

Kim ödemiş bunun parasını?

Bilmiyoruz...

Ama Antakya'ya nasıl gittiğini biliyoruz.

Başbakanlık uçağı Ata'yla...

Var mı soran soruşturan devletin uçağı ile tatili?

Tabii ki yok...

Burası Danimarka mı birader?

AKŞAM


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: Nihat Sırdar Yazıları
İletiTarih: 17 Nis 2009, 18:57 
Yaşa Mustafa Kemal Paşa!
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Oca 2008, 21:26
İleti: 2484
Konum: Ankara
Cinsiyet:
Sahip çıkma zamanı geldi…

Devletin paraları çalındı.

Mahkeme kararıyla sabit bu.

Eski parayla trilyonlar. Zaten o nedenle ismi kayıp trilyon davası oldu.

Dönemin b.akanları milletvekilleri mahkum oldular.

Partinin genel başkanı, eski başbakan Necmettin Erbakan hapis cezası aldı.

Bu ceza sürekli ertelendi.

Sağlık durumu dendi, yaşı fazla dendi…

Sonunda aynı davadan yargılanan eski bakan, şimdinin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hastalığı gerekçesiyle affetti.

Paraların tahsilatı ile ilgili ise hiçbir hareket yok.

Rivayet çıkarılacak bir afla o paralara da dokunulamayacak.

Bunun için Recai Kutan hükümetten birileriyle görüşmüş.

Peki o yaşı ve hastalığı nedeniyle affedilen Necmettin Erbakan şimdi ne yapıyor?

Kanal kanal dolaşıp açıklamalar yapıyor.

Saadet Partisi’nin mitinglerine katılıyor.

Basbayağı siyaset yapıyor.

Herhangi bir tepki var mı peki?

Yok…

Kanser hastası Türkan Saylan’ın evini sabahın köründe polis basıyor.

Basanlar arasında terörle mücadele polisleri bile var. Kadıncağızın kan değerleri düşmüş.

Bitkin, hali yok…

Polis telefonla konuşmasına bile müdahale ediyor.

Peki Erbakan konusunda bu kadar hassas olan Cumhurbaşkanı Gül’ün konuyla ilgili bırakın müdahaleyi, tek bir açıklaması var mı?

Hayır yok…

Sözüm ona bunlar adalet için yapılıyor.

Bu canına yandığımın adaleti belli ki artık adamına göre işliyor bu ülkede.

Yıllardır sırf devletin içine sızması için dershanelerinde öğrenci yetiştiren cemaatlere müdahale etmeyen devlet, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne baskınlar düzenliyor.

Atatürk’ün Bursa Nutku’nda söyledikleri bir bir gerçekleşiyor.

Polis, yargı ve devlet güçleri giderek daha fazla kontrolden çıkıyor.

Halkın duruma artık müdahalesi, cumhuriyetine sahip çıkması gerekiyor.


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: Nihat Sırdar Yazıları
İletiTarih: 23 Nis 2009, 20:07 
Yaşa Mustafa Kemal Paşa!
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Oca 2008, 21:26
İleti: 2484
Konum: Ankara
Cinsiyet:
Teşekkürler İstanbul!

Ne zaman gelmiş ilk metrobüs Hollanda'dan? 2007'de...

Yani iki sene önce.

Peki kaç kez sefere çıkmış mesela bu ilk gelen metrobüs?

Bir kez bilemedin iki kez.

Şimdi Milliyet manşetten yazınca millet uyandı.

Tanesine 1 milyon 200 bin euro ödediğimiz ve 50 tane aldığımız bu araçlar garajda yatıyor.

Neymiş?

İETT garajlarında çok hassas testler yapılıyormuş?

Neyin testini yapıyorsun arkadaş?

Almadan önce yapsaydın ya bu testi?

Getirseydin bir tane İstanbul'a, dağ bayır dolaştırsaydın. Eksiğini gediğini görseydin.

Baktın İstanbul koşullarına uygun olmayan bir durum var kalan 50 taneyi ona göre yaptırsaydın.

Her birine bu kadar para verdiğin makinelerin testlerini keşke getirmeden önce yapsaydın.

Bu arada siz bakmayın İETT Genel Müdürü'nün 'Bu araçlar inanılmaz, motorları müthiş güçlü, çok yolcu taşıyor' diye açıklamalar yaptığına.

Öyleyse eğer sormazlar mı adama 'Madem bu kadar iyiydi bu meretler, neden Mercedes'ten 200 tane Capacity aldın' diye...

Üstelik Hollanda'dan alınanların 3'te biri fiyatına.

Hem de bunları alırken Türkiye'deki dünyanın en büyük, en modern ve 40 ülkeye otobüs ihraç eden Hoşdere fabrikasından değil de, Almanya fabrikasından.

Memleket işsizlikten kırılırken, Hoşdere fabrikasında üretim dururken, 200 otobüs alacak bir müşteri olarak 'Bu otobüsler Türkiye'de üretilecek' şartı koymak gibi bir şansın varken.

Tüm bunları yapmayan İETT bir de üstüne açıklama yolluyor bana;

'Mercedes Capacity model otobüsler çok teknolojiktir. Türkiye'de üretilemez' diye...

Demek ki burada üretilenlerde teknoloji yok.

40 tane ülke içinde teknoloji olmayan otobüsler alıyorlar.

Aman ne güzel.

40 ülkenin kafası bir İETT kadar çalışmıyor.

Medeni bir ülkede böyle bir rezillik karşısında o şehrin belediye başkanı çoktan ifade ederdi.

Bizde Başkan üst geçitlere ilan veriyor;

'Teşekkürler İstanbul! Yine birlikteyiz.'

Not: Küçüklerin gözlerinden öperim. Dünyanın tek çocuk bayramı sizin. Doya doya kutlayın. Birbirimizi yiye yiye belki size düzgün bir ülke bırakamayabiliriz. Biz büyüklerin kusuruna bakmayın.

AKŞAM


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: Nihat Sırdar Yazıları
İletiTarih: 27 Nis 2009, 22:30 
Yaşa Mustafa Kemal Paşa!
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Oca 2008, 21:26
İleti: 2484
Konum: Ankara
Cinsiyet:
Buraya sadece Nihat Sırdar'ın yazılarını ekleyebilir ve kendisi hakkında yorum yapabilirsiniz o yüzden atılan mesaj silinmiştir. Lütfen başka yazarların yazılarını bu topice eklemeyelim, onlar için yeni topic açılabilir... ;)


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: Nihat Sırdar Yazıları
İletiTarih: 30 Nis 2009, 15:12 
Yaşa Mustafa Kemal Paşa!
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Oca 2008, 21:26
İleti: 2484
Konum: Ankara
Cinsiyet:
Bir koyduk, iki koyduk, üç koyduk...

Kızılay Meydanı'nda gündüz gözüyle tırın üstünde havai fişek patlatmışlardı arkadaşlar 5 sene önce...
Neden peki?
Avrupa Birliği'yle müzakereler başladı diye.
Kimdi o zaman Dışişleri Bakanı?
Abdullah Gül...
O kadar üstün bir başarı gösterdi ki kendileri dış politikada, cumhurbaşkanlığına terfi ettirildi bu başarıdan ötürü.
Başarı ne peki?
Bizden sonra müzakerelere başlayanlar çoktan AB üyesi oldu.

Biz başmüzakereci olarak Ali Babacan'ın yerine Egemen Bağış'ı atadık.
Babacan dışişleri bakanı oldu AB'ye giremememizdeki başarılarından ötürü...
Egemen Bağış'ta böyle giderse yakında daha iyi bir bakanlık kapar.
3 sene daha bizi AB'ye
sokamasın yeter.


Başbakan ne dedi?
'Müslümanlardan özür dilemezse ve Roj TV'yi kapatmazsa Rasmussen'in NATO Genel Sekreteri olmasını onaylamamız mümkün değil.'

Ne oldu peki?
Rasmussen özür dilemedi...
Roj TV kapanmadı...
Yeni NATO Genel Sekreteri kim?
Rasmussen...

Dediler ki 'Büyük kazanımlar elde ettik. NATO Genel Sekreter Yardımcısı Türk olacak.'
Varmıymış öyle bir şey?
Yok...


Kardeş ülke Azerbaycan ayakta.
'Ne yaptın gardaş' diye başlıklar atıyorlar gazeteler.
Neden?
Çünkü Türkiye resmen satıyor Azerbaycan'ı.
Sırf ABD Başkanı gelip istedi diye.
Bu arada Obama'nın TBMM'ye gelip gözümüzün içine baka baka 'sınır kapılarını açın, Kuzey Irak'da Kürt devleti olacak, ruhban okulunu açın' demesini ve güzide vekillerimizin kendisini ayakta alkışlamasını unutmayalım.

Obama emir verdi, Ermenistan'la kapılar açılıyor.
Başbakan 'Karabağ sorunu çözülmeden kapılar açılmaz' diyor...
Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan 'Görüşmelerde Karabağ asla gündeme gelmedi' diyor...
Bilin bakalım kim bize yalan söylüyor?


Sözün özü acayip bir dış politikası var bu aralar Türkiye'nin...
Habire üç koyup bir şeyler alıyoruz.
Ne aldığımızı biz biliyoruz aslında ama, arkadaşlar bir türlü anlamadılar...
Evirip çevirip bakıyorlar bu
nedir diye?

AKŞAM


Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
 İleti başlığı: Re: Nihat Sırdar Yazıları
İletiTarih: 04 May 2009, 13:17 
Yaşa Mustafa Kemal Paşa!
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 24 Oca 2008, 21:26
İleti: 2484
Konum: Ankara
Cinsiyet:
Bandrol...

Mustafa Kemal Atatürk Orman Çiftliği'nde dolaşırken bir gün, Rus radyosunu dinleyen bir köylüye rastlar.

O zamanlar sadece kısa dalgadan yayın yapan başka ülkelerin radyo yayınları var.

Bunun üzerine bir radyo kurulması talimatı verir ve Türkiye'nin ilk radyo yayını yapılır 1927 yılında.

82 yıl geçmiş ilk radyo yayınının üzerinden.

Bir zamanlar, yani televizyon yokken insanlar radyoların başından kalkmazmış...

Tiyatrolar, yarışmalar, konserler ve ajanstan haberler.

Radyo kültürüyle büyüyen insanların zamanında ülkeyi nasıl ayağa kaldırdığını biliyoruz.

Nasıl memleketine sahip çıkan insanlar olduklarını, toplumsal olaylara nasıl tepki verdiklerini de biliyoruz...

Ne zamanki Türkiye'de televizyon, özellikle de özel televizyon yayıncılığı başlıyor, ondan sonra işin çivisi çıkıyor.

Pespayelik, rezillik gırla...

Ot gibi, okumayan, sormayan bir toplum oluşturuluyor.

Şu an ne halde olduğumuzu görüyorsunuz.

Medya mecraları içinde en etkili olanı radyodur aslında.

Çünkü her yere ve her zaman en hızlı ulaşabilen kitle iletişim aracıdır.

Televizyonu her yerde izleyemeyebilirsiniz mesela...

Ya da her yerde gazete okuyamayabilirsiniz.

Ama radyo öyle değildir.

Her yerde dinlenir...

Her yere ulaşır...

Deprem olup sokaklara çıkınca insanlar ilk radyo açar.

Araba kullanırken, otobüste giderken hatta banyo yaparken bile dinleyebilirsiniz radyoyu.

Belki de bu kadar fazla yere ulaşabilmesinden dolayı medyanın diğer alanları sevmez radyoları.

Kaale almazlar radyocuları.

Gazeteciler mesela radyoculardan duydukları haberleri, esprileri yazarlar köşelerinde.

Kimden duyduklarını yazma gereği bile hissetmezler.

Televizyoncular hele hiç sevmezler radyoları.

Halbuki yarısı önce radyoda çalışmış, sonra televizyoncu olmuştur.

Bütün bunlara rağmen güzel iştir radyoculuk.

Birçok televizyon ünlüsünün yaşamadığı keyfi yaşarsınız yayın için gittiğiniz şehirlerde mesela.

İnsanlar sizi yollarda karşılar, korna çalıp selam verirler.

Çevirip sohbet ederler, sizi, arkadaşları, evin ferdi gibi görürler...

Böyle güzel bir iştir radyoculuk.

Ve bu radyolardan ilk ses duyulalı 82 yıl olmuş.

Ta 82 sene...

82. yılda TRT'den aradılar beni.

Dediler ki bir sabah yayınını bizimle yapar mısınız?

Aynı anda sesiniz hem Alem FM'den hem TRT FM'den duyulsun.

Ben tabii hemen doğru adamı aradığınıza emin misiniz diye sordum doğal olarak.

Tabii dediler...

Sonra düşündüm...

Eğer 82 yıldır varsa radyoculuk Türkiye'de, 16 yılında ben varım.

Az değil yani...

Sözün özü...

6 Mayıs Çarşamba sabahı 7-9 arası hem Alem Fm'de olacak Nihat'la Maximum Curcuna, hem TRT FM'de...

O kadar yıldır elektrik faturalarından ve bandrollerden ödediğim TRT paylarını almak böyle kısmet olacakmış demek ki.



Sayfa başı
 Profile bak E-posta  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 62 ileti ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ DST ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Git:  
cron
who's online
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye
phpBB SEO


Valid XHTML 1.0 Transitional